موقع اممي ثوري ثقافي مناهض للامبريالية ومناصر لقضايا الشعوب حول العالم.

Cemil Bayık: Efrin ABD Ve NATO Gücü T.C Eliyle İşgal Edildi

222
image_pdf
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, 2018 yılında Kürdistan, Türkiye ve Ortadoğu’da öne çıkan gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.  Bayık, Türkiye’nin Efrîn’e girişi öyle sanıldığı gibi, bazı çevrelerin propaganda yaptığı gibi sadece Rusya’nın teşvikiyle olmadı. ABD’nin teşvikiyle oldu. Çünkü Türkiye bir NATO gücüdür. diye konuştu

Kerkük işgali bütün Kürtleri olumsuz etkiledi

Kerkük’ün işgal edilmesinin Kürt toplumu üzerinde çok olumsuz bir etki yarattığını söyleyen Bayık sözlerini şöyle sürdürdü: “Sadece Güney Kürtlerini değil bir bütün olarak Kürtleri olumsuz etkiledi. Fakat ardından Reqa’nın özgürleştirilmesi ona bir cevap oldu. Bu, Kerkük’te Kürtlerin yaşadığı durumu önemli ölçüde düzeltti. Yani Kürtlerde tekrar kendine güven gelişti. Önder Apo’ya ve onun öncülüğünde gelişen Kürt özgürlük hareketine büyük bir güven yarattı. Oysaki kapitalist modernite, sömürgeci güçler yine onlarla işbirliğinde olanlar Kerkük ile Kürtlere büyük bir darbe vurmak istiyorlardı. Kürtlerin iradesini kırmak istiyorlardı.

Kürtleri tam da istedikleri noktaya çekip istedikleri gibi Ortadoğu’da kullanmak istiyorlardı. Fakat Reqa’nın özgürleştirilmesi bu planları alt üst etti. Kürtler büyük bir irade olduğunu, özgürlük yaşamı dışında bir yaşamı kabul etmeyeceklerini, bunun için bütün fedakârlıkları göğüsleyeceklerini, ödenmesi gereken bedelleri ödeyeceklerini çok net ortaya koydular. Bu Kürtlerde büyük bir direnmeye, büyük bir moral, güç almaya yol açtı. Bunu elbette ki hazmedemediler. Çünkü amaçları farklıydı. Ters bir durum ortaya çıktı. Bunu gidermek istediler. Bunun için kapitalist modernist sistem Efrîn işgalini TC ve çetelerine açtı.”

‘Efrîn’de destansı bir direniş sergilendi’

Kapitalist devletlerin desteği ile Türk devletinin Efrîn’i işgal ettiğini hatırlatan Bayık, “Eğer TC ve çeteleri Efrîn’e girdiyse bu onların gücünden kaynaklanan herhangi bir durum değildir. Bunlar kapitalist modernist sistemin tetikçiliğini yaptı. Onlar adına Efrîn’e girdiler. Eğer kapitalist modernist sistem onların Efrîn’e girmesine müsaade etmeseydi hiçbir zaman giremezlerdi, adım atamazlardı. Şimdi demografiyi değiştirmeye çalışıyorlar. Dikkat edelim Türkiye ve çeteleri Efrîn’e girerken hiç kimse buna karşı durmadı, herkes bunu onayladı ve meşru gösterdi.

Hatta Efrîn halkı işgalden dolayı yine kendisine yapılan zulümden, demografi değişiminden dolayı AİHM’e başvurduğunda AİHM Türkiye’yi kendilerine gösterdi. Yani işgali bu tarzda meşrulaştırdığını çok net bir biçimde ortaya koydu. Bu açıdan Efrin’deki direniş büyük bir direniştir. Gerçekten destansı bir direniştir. Onun için çağın savaşı demeleri de yerindedir. Çünkü sistemin işgaline karşı bir mücadele yürütüldü, sistemle bir mücadele yürütüldü. Orada kapitalist modernite ile demokratik modernitenin çatışması oldu. Bu büyük bir çatışmadır. Onun için 2018’e damgasını vuran bir çatışmadır. Dikkat edelim 2018’deki olaylar Efrîn savaşı üzerinden şekillendi, gelişti.

Kahramanca, destansı bir direniş sergilendi. Bütün özgürlük ve demokrasi güçleri de o direnişe destek oldu. Belki Türkiye ve çeteleri Efrîn’e girdi, işgal etti ama savaş durmadı, savaş halen sürüyor. Yapılan eylemler kamuoyuna da yansıyor. Çünkü ne Efrîn halkı, ne Kürt halkı, TC ve çetelerinin Efrîn’i öyle işgal etmesini, demografisini değiştirmesini kabul etmezler, hiçbir zaman da etmeyeceklerdir. Efrîn’in özgürlüğü için sürekli mücadele edecekler” diye konuştu.

Reqa’nın özgürleştirilmesinden sonra stratejik değişiklikler yapılmalıydı

Efrîn işgalinin sadece Türk devleti ve çetelerinin uluslararası güçler tarafından desteklenmesi ile gerçekleştiğini izah etmenin yeterli olmayacağını ifade eden Bayık, oradaki özgürlük güçlerinin de hatalarının olduğunu söyleyerek yapılan hataları şöyle sıraladı: “Oradaki özgürlük güçlerinin de hataları var. O hatalardan da yararlanarak o işgali gerçekleştirdiler. Eğer o hatalar sergilenmeseydi kapitalist modernist sistem istediği kadar TC ve çetelerini destekleseydi, istediği kadar tetikçilik yaptırsaydı yine onlar başarılı olamazlardı.

Hatanın esası ise Reqa’nın özgürleştirilmesinden sonra stratejilerinde bir değişiklik yapmaları gerekiyordu bunu yapmadılar. Halbuki Reqa’da DAİŞ yenilmişti, artık o sürecin sonuna gelinmişti. Reqa’nın özgürleştirilmesinden sonra artık sürece başka güçler giriyordu. İttifaklarda, dengelerde değişiklikler ortaya çıkmıştı. DAİŞ’e karşı koalisyonda yer alan güçlerden bazıları özellikle Amerika artık o koalisyondan çıkıp Türkiye ile ittifakını güçlendirmeye çalışıyordu.

Bunun görülmesi gerekiyordu. Fakat bu görülmedi. Yani sanıldı ki DAİŞ’e karşı oluşan koalisyon Reqa’nın özgürleştirilmesinden sonra da olduğu gibi devam edecek. Bu hata işlendi. Reqa’nın özgürlüğünden sonra ABD artık Türkiye ile ilişkilerini, ittifaklarını güçlendiriyordu. Bunun anlamı neydi? ABD desteğiyle, Rusya desteğiyle, kapitalist modernitenin desteğiyle Türkiye’nin Efrîn’e saldırabileceğiydi. Bunun anlaşılması gerekiyordu, buna göre savaşa yaklaşılması, taktiklerin ve stratejinin geliştirilmesi gerekiyordu. Temel hatalardan biri buydu.”

‘Halkla birlikte askeri güçlerin direnişi geliştirmeleri gerekiyordu’

Efrîn’de kahramanca bir mücadelenin sergilendiğini ama o tarzda bir sonuç alınamayacağına dikkat çeken Bayık, “Yine temel hatalardan biri halkla özgürlük savaşçılarının birlikte işgale karşı durması, mücadele etmesi gerekiyordu. Ama nasıl ki DAİŞ ile mücadelede sadece askeri güçlerle mücadele edildiyse Efrîn’de de TC işgaline karşı askeri güçlerle mücadele edilmek istendi. Bu da temel bir hataydı. Oysaki halkla birlikte askeri güçlerin direnişi geliştirmeleri gerekiyordu. Böyle olsaydı o kahramanca direniş daha olumlu sonuçlar yaratacaktı. Kolay kolay TC ve çeteleri Efrîn’i işgal edemeyecekti.

Türkiye zaten boşaltmaya çalışıyordu. Köyleri, nahiyeleri insansızlaştırmak istiyordu. Sadece askeri güçleri bırakmak istiyordu, teknikle de o güçleri vurup imha etmek istiyordu. Oradaki yönetim de farkında olmadan halk zarar görmesin diye TC’nin top, tank, uçak vuruşlarına karşı halkın köyleri ve şehirleri boşaltmasını istedi. Bu tam da Türkiye’nin istediği bir şeydi. Bu da temel hatalardan biriydi.

Diğer temel hatalardan biri de kapitalist modernist güçlerin birlikte Türkiye’ye destek verebileceği, Türkiye’nin bu destekle Efrîn’e giremeyeceği düşünceleri hakimdi. Çünkü farklı koalisyonlar oluşmuştu. Buna dayanarak Türkiye’nin kolay kolay Efrîn’e giremeyeceğini düşünmüşlerdi çünkü bazı güçlerde bunu hem halka hem özgürlük savaşçılarına yansıtmışlardı. Bundan dolayı ciddi bir hazırlık yapmadılar” şeklinde konuştu.

TC’nin Efrîn’e girmesi AB’nin teşviki ile oldu

Reqa’nın özgürleştirilmesinden sonra bazı güçlerin, “Artık Suriye’de savaş bitiyor, süreç siyasi süreç biçiminde gelişecek, sorunlar bu temelde çözülecek” dediğine dikkat çeken Bayık devamla şunları belirtti: “Halbuki savaş bitmiyordu, bitmediği de zaten daha sonra Efrin’de çok net bir biçimde kendini ortaya koydu. Buradaki güçler biraz da buna inandılar. Yani savaştan daha ziyade siyasi çözümün gelişebileceğine ihtimal verdiler. Onun için yapmaları gereken hazırlıkları fazla yapmadılar, hazırlıksız yakalandılar, halkı ve güçlerini iyi motive edemediler.

Dolayısıyla Türkiye ve kapitalist modernist sistem bundan yararlandı. Reqa’nın özgürleştirilmesinden sonra DAİŞ’e karşı oluşan koalisyondaki değişiklik, ABD’nin Türkiye ile ilişkilerini güçlendirmesinin en somut ifadesi Efrîn oldu. Türkiye’nin Efrîn’e girişi öyle sanıldığı gibi, bazı çevrelerin propaganda yaptığı gibi sadece Rusya’nın teşvikiyle olmadı. Bir bütün sistemin teşvikiyle özellikle de ABD’nin teşvikiyle oldu. Çünkü Türkiye bir NATO gücüdür.

Türkiye’nin Efrîn’e girmesi demek NATO’nun girmesi demektir. Bu açıdan Reqa sonrası ittifaklardaki değişiklik kendini Efrîn savaşında çok net bir biçimde ortaya koydu. Umarım Rojava’daki güçler Efrîn’den iyi sonuçlar çıkarmışlardır. O sonuçlar ve dersler temelinde kendilerini eğitmişlerdir. O benzer hataları başka yerlerde tekrarlamazlar.”

Kürt halkı artık statüsüz yaşamak istemiyor

Kürtlerin verdiği mücadele ve direnişlerine de değinen Bayık, Kürt halkının kahramanca direnişinin sadece bölge halklarına değil dünyadaki özgürlük güçlerine de ruh ve moral verdiğini belirterek, “Ortadoğu’da 3. Dünya Savaşı dediğimiz savaş bütün şiddetiyle yaşanıyor, herkeste bunu yaşıyor. Herkesi etkiliyor sadece Kürtleri değil. Belki herkesten çok Kürtleri etkiliyor olabilir çünkü savaşın merkezi Kürdistan’a kaydı. Fakat bu savaşın sadece Kürtleri ilgilendirdiği, etkilediği anlamına gelmiyor ve gelmemelidir. Çünkü kapitalist modernist güçler bu savaşın içerisindedir, sömürgeci güçler bu savaşın içerisindedir.

Kürt halkı bu savaşta kahramanca direnişleri ortaya koyuyor, büyük şehitler veriyor, acılar yaşıyor, sıkıntılar yaşıyor ama bütün bunları da kendisinin özgür yaşam mücadelesi için çok önemli bir gerekçe haline getiriyor. Çünkü tarihte Kürtler için böylesi fırsatlar çok çıkmamıştır, çok ender çıkmıştır. Genellikle bütün koşullar Kürtlerin aleyhine olmuştur. İlk kez bu denli Kürtlerin lehinde bir durum ortaya çıkmıştır. Kürtler tabi ki bunu değerlendirmek istiyor. Artık statüsüz yaşmak istemiyorlar.

Artık varlıklarını, özgürlüklerini gerçekleştirmek istiyorlar. Bu da ancak bir statü elde etmeleriyle mümkündür. Eğer bu fırsattan da yararlanmazlarsa Kürtleri büyük bir tehlike bekliyor. Kürtler bunu çok iyi bilince çıkarmış durumdadır. Savaşın tüm şiddetini, bedellerini, zorluklarını, acılarını göğüslemeleri bundan dolayıdır. Çünkü üzerlerindeki uygulanan politikalar yok etme politikalarıdır, soykırım politikalarıdır” dedi.

Kürtlerin direnişi bölge halklarına ruh veriyor

Soykırım politikalarını boşa çıkarmanın ortamının ve olanaklarının ortaya çıktığının altını çizen Bayık, Kürtlerin yiğitçe, kahramanca direnişini Amerikalıların bile ifade etti kaydetti. Kürtlerin bu direnişleri bölge halklarına da ruh verdiğini, onlarda umut yarattığını söyleyen Bayık, “Hatta sadece onlarda değil dünyadaki özgürlük ve demokrasi mücadelesi yürüten güçlerde, sosyalist güçlerde, kadında, gençlikte büyük bir umut yaratıyor. Onun için Kürtler yürüttükleri mücadele ile öne çıkıyorlar.

Dolayısıyla da karşıt güçlerinde hedefi haline geliyorlar. Özgürlük ve demokrasi mücadelesi yürüten güçlerin de umudu ve güç kaynağı haline geliyorlar. Eğer Kürtler öne çıkıyorsa bunun nedeni Kürtlerin yakalamış olduğu tarihi fırsattır. Bunu değerlendirmek istediklerinden dolayıdır. Bunu da değerlendiremezlerse sonlarının hiç iyi olmayacağını çok iyi bildiklerinden bütün güçleriyle direnişte yer alıyorlar ve ödeyecekleri bedelleri de rahatlıkla göğüsleyebiliyorlar.

Bölge halkları da, bütün ezilen halklar, kesimler de Önder Apo ve PKK’ye büyük bir umut bağlıyor, kendisi için büyük bir moral, güç görüyor. Çünkü Önder Apo’nun çıkışından günümüze kadar ki yürüttüğü mücadeleye bakıyorlar. O mücadelen bazı sonuçlar çıkarıyorlar. Çünkü Kürdistan üzerinde soykırım politikaları sürdürülüyordu ve bu öyle birkaç yılda sürdürülen bir politika değildi, uzun yıllar sürdürülen bir politikaydı. Bu politika altında Kürtler neredeyse yok olmanın eşiğine gelmişti. Can çekişiyordu. Yani kimse artık Kürtlerin ayağa kalkabileceğini, kendileri için bir mücadele yürütebileceğini düşünmüyordu tamda sonuç aldık dedikleri bir ortamda Önder Apo bu duruma müdahale etti” diye konuştu.

Önder Apo Ortadoğu’da ezilen halklara karşı oluşturulan statüyü parçaladı

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın kimsenin beklemediği bir gelişmeyi ortaya çıkardığını sözlerine ekleyen Bayık devamla şunları kaydetti: “Adeta ölüyü diriltti. Sadece diriltmeyle de kalmadı. Bu dirilen Kürt halkı bütün olumsuzluklara, zorluklara rağmen büyük bir özgürlük savaşı yürüttü. Bunda da önemi gelişmeler ortaya çıkardı. Ortadoğu’daki oluşturulan statüyü parçaladı. Artık o statü yürüyemez hale geldi. Ortadoğu’daki statüden sadece Kürtler zarar görmüyordu, Arap halkı da zarar görüyordu. Ortadoğu’daki diğer halklarda zarar görüyorlardı. Adeta nefessiz kalmışlardı.

Önder Apo’nun geliştirdiği bu mücadele statüyü parçaladığı için sadece Kürtleri ayağa kaldırmadı, Kürtlere nefes aldırtmadı, Ortadoğu’daki halklarında nefes almasına yol açtı. Bunu gören Ortadoğu halkları Önder Apo ve PKK’ye daha fazla umut bağlamaya başladılar. Tabi ki bunu kapitalist modernist sistem güçleri ve onlarla hareket eden bölgedeki güçlerde bunun onlar için tehlikeli olduğunu gördüler.

Onun için de Önder Apo’nun şahsında PKK ve Kürt özgürlük hareketine karşı bildiğimiz uluslararası komployu gerçekleştirdiler. Bu komployla hareketin gelişmesini önlemek istediler. Fakat buna karşıda Önder Apo ve PKK’nin mücadelesi oldu. Onun için halkların Önder Apo ve PKK’yi daha fazla sahip çıkması, kendisine esas alması durumu gelişti.”

‘HDP önemli bir başarı sağladı’

Türkiye’nin 24 Haziran seçimini Efrîn işgaline dayanarak geliştirdiğini dile getiren Bayık, “Türkiye’deki faşist, soykırımcı, sömürgeci rejim Efrîn işgaline dayanarak 24 Haziran seçimlerini geliştirdi. Amacı 24 Haziran seçimlerinde bütün muhalefeti etkisiz hale getirmekti. Özellikle de Kürdistan’daki muhalefeti etkisiz hale getirmekti. Türkiye genelinde HDP’nin temsil ettiği demokrasi ve özgürlük blokunu etkisiz hale getirmekti.

Türkiye’de faşist, soykırımcı, sömürgeci rejimi tam oturtmaktı. AKP-MHP faşist iktidarı sürekli gerginlik yaratarak kendisini iktidarda tutuyor. 24 Haziran onlar açısından çok önemli bir süreçti. Her ne kadar her türlü baskıyı, şiddeti, korkuyu, yıldırmayı, tutuklamayı, yasaklamayı, talanı geliştirseler de istedikleri sonucu elde edemeyeceklerini dolayısıyla iktidarı kaybedeceklerini gördüler.

Mutlaka iktidarlarını korumaları gerekiyordu. O da ne ile mümkündü? İşte istedikleri kadar iç savaşı geliştirsinler onu sağlayamazlardı. Birde dışarıya yönelik savaşı geliştirmeleri gerekiyordu. Milliyetçiliği, şovenizmi, ırkçılığı şahlandırmaları gerekiyordu. Bunun için de Efrin’e saldırdılar. Aslında Efrîn’deki ortaya çıkacak sonuçlara göre karar vermek istiyorlardı. Çünkü Efrîn’de savaşı kaybedebilirlerdi. Kaybetselerdi zaten 24 Haziran seçimlerini kaybedeceklerdi. Onun için mutlaka o savaşı kazanmaları gerekiyordu. Bütün güçlerini o temelde harekete geçirdiler. Daha önceden de bahsettiğim hatalardan kaynaklı işgali gerçekleştirebildiler” diye belirtti.

‘AKP, ABD, Almanya ve İngiltere’nin desteği ile seçime gitti’

Türk devletinin psikolojik savaşı çok yoğun kullandığını vurgulayan Bayık şöyle dedi: “O temelde şovenizmi, milliyetçiliği güçlendirerek 24 Haziran seçimlerine gittiler. 24 Haziran ile istedikleri sonucu elde etmek istediler. Bütün bunlara rağmen yine de istedikleri sonucu elde edemediler. Çünkü bütün çabaları HDP’yi baraj altına itmekti. HDP’nin şahsında Türkiye’deki bütün demokrasi, adalet isteyen güçleri siyaset dışı bırakmak istiyorlardı.

Herkesi teslim almak, iktidarlarını bu tarzda güçlendirmek, faşizmi dört mamur biçimde oturtmak istiyorlardı. Ama 24 Haziran seçimlerinde bütün iç ve dış olanaklarını kullanmalarına, ABD’nin, Almanya’nın, İngiltere’nin açık destek vermelerine rağmen HDP’yi barajın dışına itemediler.

HDP önemli bir başarı sağladı. Bu, Türkiye’deki bütün demokrasi ve özgürlük güçlerinin yine faşizme karşı olan güçlerin başarısıydı. Önemli bir başarıydı siyasette. Bu, faşizmin bütünüyle kendini kurumlaştırmasını aslında önledi. Önlediği için arkasından HDP’ye daha fazla yüklenmeye başladılar, hala da onu sürdürüyorlar.”

‘Güneyli partilerin geleceği ve başarısı ulusal birlikten geçiyor’

Türk devletinin Güney Kürdistan işgalini ve bu işgale karşı KDP ve YNK’nin takındığı tutumu da değerlendiren Bayık “Güney Kürdistan’da yaşanan durumu iyi anlamakta yarar var. Kerkük, Güney Kürdistan’ın elinden çıktıktan sonra, Güney Kürdistan yarı yarıya elindeki alanı kaybettikten sonra bu Kürtlerde çok olumsuz bir durumu ortaya çıkarmıştı. Bundan kim sorumludur? Elbette ki Güney Kürdistan’da iktidarda olan güçler sorumludur. Çünkü bu güçler hiçbir zaman Kürt halkını kendilerine esas almadılar. Hep dış güçlere dayandılar, inandılar.

Hep onların üzerinde siyaset yaptılar. Hep onlara dayanarak sonuç alabileceklerini düşündüler ama Güney de yapılan referandum, bu referandum sonrası Güney Kürdistan’ın yarısının gitmesi aslında bu siyasetin ne kadar yanlış olduğunu çok net bir biçimde ortaya koydu. Bu Kürtlere herhangi bir şey kazandırmıyor tam tersine Kürtlere kaybettiriyor. Bunu kim telafi etti? Reqa’nın özgürleştirilmesi telafi etti. Eğer Reqa’da o dönemde özgürleştirilmemiş olsaydı Güney’deki ortaya çıkan durum bir bütün Kürtleri olumsuz bir duruma düşürecekti.

Dolayısıyla kapitalist modernitenin, onun önlüğünü yapan güçlerin, onlarla işbirliği içerisinde olan sömürgeci güçlerin yürüttüğü Kürtlere karşı soykırım politikaları aslında başarıya gidecekti. Fakat Reqa’nın özgürleştirilmesi bunu önledi. Bunu önlediği gibi Kürtlerde canlanmaya, moral yaratmaya başladı. Ve Güney Kürdistan’daki yaşanan durumdan da sonuçlar çıkarmalarını sağladı. Eğer özgürlük mücadelesi yürüteceksen o zaman kendine dayanmalısın. Kendi gücün üzerinde yürümelisin. Buna bağlı olarak bazı taktik ilişkiler geliştirebilirsin, bu daha iyi ortaya çıktı. Yine Kürt halkı açısından ABD gerçeğini daha iyi anlamaya yol açtı” diye konuştu.

‘Kürtler ulusal birliğini sağlamalı’

ABD’nin PKK hakkında aldığı karar, Suriye’den çekilme kararı ve buna bağlı olarak Türkiye’nin Suriye’ye, Rojava’ya girip işgal edeceğini açık açık söylemesinin Kürt toplumunun Amerikan siyasetini özelikle Kürtlere yönelik siyasetini daha iyi kavranmasına yol açtığına vurgu yapan Bayık şunları dile getirdi: “Kürtlerin bunu çok iyi anlaması gerekir. Eğer kendi adlarına bir mücadele yürüteceklerse şu, bu güce dayanmamaları gerekir. Tam tersine kendilerine dayanmaları gerekir. Sanıyorum bu bilinç tüm Kürt toplumunda, bütün parçalarda giderek daha iyi gelişiyor. Kürtler açısından bence bu bir kazanımdır.

Yıllarca uğraşılsaydı belki bu gerçeği Kürtlere kavratmak zor olabilirdi ama ABD’nin Reqa’dan sonra attığı adımlar bu gerçeklerin daha iyi anlaşılmasına yol açıyor. Kürtleri oldukça bilinçlendiriyor, güçlendiriyor bence. Yani bunları öyle Kürtlerin aleyhinde de fazla görmemek gerekiyor. Belki aleyhinde bazı gelişmeler olsa da lehlerinde de gelişmelere yol açtığını bence görmemiz gerekir. Kürtler eğer gerçekten özgürlük ve demokrasi mücadelesi yürüteceklerse kendilerine dayanmalıdır. Kendi ulusal birliklerini sağlamalılar. Ama Güney’de hükümette yer alan güçlere, KDP ve YNK’ye bakıyoruz hiç de bütün bunlardan sonuç çıkardıklarını insan göremiyor.

Hala eski tarz siyasetlerini sürdürmeye çalışıyorlar. Hatta son dönemlerde KDP, YNK de Türkiye’nin Efrin, Kuzey Suriye ve güneye yönelik işgal harekatlarının nedenini PKK’ye bağlıyorlar. Güya PKK siyasetten anlamıyor, onun için bu işgaller, bu saldırılar oluyor. Kendilerinin de siyasetten çok iyi anladıklarını söylüyorlar. Toplumu böyle aldatmaya çalışıyorlar. Toplumun kendi haklarındaki güvensizliklerini bu tarzda giderebileceklerini düşünüyorlar.”

‘Türkiye’nin işgaline karşı çıkmadılar’

Güney siyasetçilerinin yol açtıkları bütün olumsuzlukları PKK’ye yüklediğini belirten Bayık, “Güya halkın PKK’ye ve Önder Apo’ya olan saygısını, sevgisini, bağlılığını zayıf düşüreceklerini düşünüyorlar. Bununla sonuç elde edeceklerini sanmıyorum. Kürt halkı gerçekleri gün geçtikçe daha iyi görüyor. Güney siyasetinin Güney halkına neye mal olduğunu, bir bütün Kürdistan halkına neye mal olduğunu çok daha iyi görüyorlar.

Mesela şimdiye kadar Türkiye’nin hiçbir işgaline karşı ciddi bir karşı koymaları yoktur. Kimse de bunu görmedi. Ne Efrin konusunda ne şu anda kuzey Suriye, Rojava konusunda ne Lêlîkan konusunda ne Şengal ve Maxmur saldırıları konusunda bunların herhangi bir karşı çıkma durumları olmadı. Bunu Kürt halkı görüyor. Bütün bu TC’nin işgalleri, saldırıları Kürtlerin lehine midir? Kürtlere herhangi bir şey kazandırıyor mu? Açık açık zaten Kürt düşmanı olduğunu ortaya koyuyor. Sadece PKK ve Kuzey Kürtlerine düşmanlık yapmıyor bütün Kürtlere düşmanlık yapıyor.

Nerede bir Kürt kazanımı varsa ortadan kaldırmak istiyor. Bunu da bu kadar açık yapıyor. Her gün Kürtlerin değerlerine saldırıyor, hakaretler yapıyor ama güneydeki partiler özellikle yönetimde olan, iktidar da olan partiler buna karşı en ufak bir mücadele yürütmüyorlar. Hatta halkın mücadele yürütmesini bile önlemeye çalışıyorlar. Şimdi ulusal birlik elbette ki bu tarzda sağlanamaz, sağlanamıyorsa nedeni budur. Hâlbuki bütün Kürtler ortaya çıkan tarihi fırsatlardan yararlanmasını istiyorlar. Ulusal birliğin hemen gerçekleşmesini istiyorlar. Ulusal birlik gerçekleşmezse Kürtlerin kaybedeceğini söylüyorlar” dedi.

‘Herşeyi kendi çıkarlarına kurban ediyorlar’

Güney’deki siyasi partilerin özellikle yönetimde olanların kendi dar çıkarlarından dolayı ulusal birliği önemsediklerine dikkat çeken Bayık devamla şunları kaydetti: “Her şeyi kendi dar çıkarlarına kurban ediyorlar. Halbuki bu partilerin geleceği, başarısı, çıkarları da ulusal birlikten geçiyor. Ulusal birlik geliştirilmeden hangi çıkarları elde edecekler?

Belki şu anda göreceli bazı çıkarlar elde etmişlerdir ama eğer ulusal birlik sağlanmazsa Türk faşizmine karşı mücadele yürütülmezse Türk faşizmi Kürtlerin elindeki bütün kazanımları Kürtlerin elinden çıkaracaktır. Onların elinden de çıkaracaktır. Bu çok açıktır. Bunu artık görmeleri gerekiyor. Onun için halkımızın bunlara karşı baskılarını arttırması gerekiyor.

Yani bunlara ulusal birliğe gelmelisiniz, adım atmalısınız demeliler. Eğer bunlar ulusal birlik yönünde adım atmazlarsa halk bunlara karşı tavrını açıkça ortaya koymalıdır. Ulusal birliği isteyen güçlerin hızla ulusal birliği sağlamalarını istemelidir. Herkesin önüne koymalıdır. Eğer halk bunu önüne koyarsa bu tarzda bir baskı yaratırsa sanıyorum ulusal birlik gelişebilir. Tam da ulusal birliğin gelişme zamanıdır.”

‘Reqa çok önemli bir zaferdir’

Türk devletinin Suriye’de yürüttüğü politikaya ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Bayık, “İlhak ediyor, o toprakları kendi topraklarına katmak istiyor. Misak-ı Milli’yi uygulamak istiyor. Suriye’yi paramparça etmek istiyor. Kuzey Suriye güçlerinin kendilerini 3. çizgi olarak adlandırmaları siyasi anlamdadır. Felsefi ve ideolojik anlamda değildir. Eğer öyle anlaşılırsa yanlıştır. Siyasi anlamda adlandırmaları uygundur. Ki şimdiye kadar da öyle geliştirdiler. O doğruydu. Şimdiye kadar daha çok DAİŞ’e karşı bir koalisyon vardı. Ki bu faşizme karşı oluşturulan bir koalisyondu. Bu koalisyonda yer alarak uluslararası koalisyon güçleriyle birlikte DAİŞ benzeri güçlere karşı mücadele yürütüldü. Bu mücadele de sonuç alındı. Yani koalisyon bu anlamda başarılı oldu.

Reqa zaferiyle ki Reqa zaferi çok önemli bir zaferdir, günümüzde belki de çağımızda yaşanan en önemli zaferlerden biridir. ABD, DAİŞ’e karşı mücadele koalisyonundan çıktı. Türkiye ile ilişkilerini geliştirdi. Türkiye buna dayanarak Efrin’e girdi şimdi ona dayanarak birçok yerde adımlar attı. Yani dengeler ittifaklar yeniden şekilleniyor. Bu birazda 2. Dünya Savaşı’ndaki Hitler’e karşı oluşturulan koalisyona, Hitler yenildikten sonra o koalisyonun dağılmasına hatta Hitler’e karşı birlikte mücadele eden güçlerin Hitlerden sonra birbirinin karşısına dikilmesine benzer bir süreci ifade ediyor” şeklinde konuştu.

Kürtler diğer halklarla birliği daha fazla geliştirmeli

“Kuzey Suriye’de, Rojava’da Kürtler demokratik ulusu kendilerine esas aldılar” diyen Bayık, çeşitli halklarla ittifakların geliştirildiğini vurguladı. Gelinen aşamada bu demokratik ulus anlayışının daha da güçlü yürütülmesi gerektiğini ifade eden Bayık, “Kürtlerdeki birliği daha da güçlendirmeleri, yine Kürtlerle diğer halklar arasında özellikle Araplar, Süryaniler, Ermeniler, Çerkezler, Türkmenler kısaca oradaki bütün halklarla, kültürlerle, dinlerle demokratik ulus perspektifini daha da büyüterek bu temelde gelişeceğine, Türk faşist işgaline karşı halkları bilinçlendirmeleri, örgütlemeleri ve harekete geçirmeleri gerekiyor. Halklarla askeri güçlerin birlikte mücadelesini geliştirmeleri gerekiyor.

Açıklamalardan insan biraz onu görüyor. Çünkü çeşitli halkların açıklamaları var. Biz asla Türk faşist işgalini kabul etmeyeceğiz, kendi özgürlüğümüze, demokrasimize sahip çıkacağız diyorlar ki yapılması gereken de budur. Çünkü faşist soykırımcı sömürgeci güç oradaki demokratik sistemin oluşmasını engellemek için giriyor. Yine kuzey Suriye’de ve Rojava’da oluşan demokratik ulus sistemini ortadan kaldırmak için giriyor. Suriye’de demokratik bir sistemin gelişme şansı ortaya çıktı.

Bu Kuzey Suriye’de zaten geliştirildi, uygulandı, giderek bunun bütün Suriye’de gelişme olasılığı olabilir. Bunu Erdoğan ve Bahçeli kendisi için büyük tehlike görüyor. Halbuki bu Suriye’de yaşanıyor. Bu Suriye topraklarında yaşanıyor. Suriye toprakları Türkiye değildir, apayrı bir ülkedir. Yani Türkiye’nin orada herhangi bir işi yoktur. Oradaki siyasete müdahale etmesi, oradaki demokratik sisteme müdahale etmesi suçtur” dedi.

‘Kuzey Suriye güçlerin tarihi bir görevi var’

Almanya Parlamentosu’nda Türkiye’nin işgalciliğinin tartışıldığı belirten Bayık devamla şunları kaydetti: “O tartışmalar doğru tartışmalardır, tabi ki bir işgalci güçtür. İlhak ediyor, o toprakları kendi topraklarına katmak istiyor. Misak-ı Milli’yi uygulamak istiyor. Suriye’yi paramparça etmek istiyor. Yine oradan demokrasi güçlerini ezmek, El-Kaide’yi, Müslüman kardeşleri El Nusra şahsında egemen kılmak istiyor. Bunu yapmaya çalışıyor. Onun için oradaki demokratik değerleri ve onun güçlerini ortadan kaldırmak istiyor. Bunu herhalde oradaki güçler fark etmiş ve anlamış durumdadır. Bunu büyük bir tehlike olarak görüyorlar ve bu tehlikeye karşı duracaklarını söylüyorlar.

Bu tehlikeye karşı eğer güçlerini daha iyi birleştirirlerse, ittifaklarını daha iyi güçlendirirlerse, birlikte mücadeleyi iyi örgütleyip koordine ederlerse elbette ki Türkiye işgalini tersine çevirebilirler. Orayı Türkiye için mezar haline getirebilirler. Bu sadece Türkiye’yi orada başarısızlıkla karşı karşıya getirmeyecek aynı zamanda Türkiye’deki faşist soykırımcı rejiminde sonunu getirecektir. Yani Suriye’deki halkların yürüttüğü ve yürüteceği mücadelenin etkisi sadece Suriye ile sınırlı kalmayacak aynı zamanda Türkiye’deki faşist iktidarında yıkılmasına hizmet edecektir. Yani böylesi tarihi bir görevleri var. Bu görevlerini pratikte omuzlayarak yerine getirmeleri gerekiyor”.

THKP-C/MLSPB – EFRİN AÇIKLAMASI

image_pdf
قد يعجبك ايضا

اترك رد

لن يتم نشر عنوان بريدك الإلكتروني.